Metrodaki Kemancı

Elfangel

Kayıtlı Üye
Katılım
29 Ara 2009
Mesajlar
938
Tepkime puanı
354
Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider. Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder. Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider. Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder. En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar. Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz. Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?

Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?

Alıntı
 

matahari

Kayıtlı Üye
Katılım
30 Kas 2010
Mesajlar
184
Tepkime puanı
56
Konum
bursa
İş
halkla iliÅŸkiler
Saniyorum ki bir çoğumuz birçok güzelliği bazen farkedemiyoruz.bu yazınız tıpkı gülü ararken ayaklarımız altında ezilen papatyaları görmemezi anımsattı bana.farkındalığımı hergün biraz daha arttırmalıym diye düşünüyorum şimdi:)
 

ibriz

Kayıtlı Üye
Katılım
23 Ocak 2011
Mesajlar
59
Tepkime puanı
26
bunun sadece önceliklerle alakası yoktur. önyargı da hayli etkilidir. en iyi charlie chaplin taklidi yarışmasında 3. olan kişinin charlie chaplin olmasını hatırlattı hikaye bana. hayli beğendim. paylaşım için teşekkür ederim.
 

AyŞaman

Banlı Kullanıcı
Katılım
5 Mar 2012
Mesajlar
436
Tepkime puanı
21
Konum
Tyana
İş
Gazeteci
Gerçekten hayata kendimizi öyle bir kaptırmışız ki etrafımızdaki güzellikleri kaçırıyoruz. Hayat sadece çalışmaktan ibaret değil. Etrafımızdaki güzellikleri fark edip hayatımıza devam etmek önemli olan..
Güzel paylaşımdı...
 

Aronyi

Banlı Kullanıcı
Katılım
12 Nis 2012
Mesajlar
126
Tepkime puanı
3
Konum
Kazırgan
İş
Ögrenci
[video=youtube;mSFcneHalwg]http://www.youtube.com/watch?v=mSFcneHalwg[/video]

Bu video hikayeyi anlatıyor.
 
Üst