Tek Kanun

aris

Kayıtlı Üye
Katılım
3 Tem 2008
Mesajlar
660
Tepkime puanı
142
TEK KANUN

Her kim üst dünyalara ait tek bir kanuna uyarsa, hem kendisini; hem de tüm dünyayı iyiliğin yanına doğru çeker.

Amaç Yaratılanın Düzeltilmesi

İnsan doğasındaki egoist arzuların düzeltilmesi, sadece üst güce benzeyebilmek ve koşulsuz özgecil bir yapıya bürünmek için yapılmalıdır. Bu düzeltme işlemi bize yönelik bu şekilde işlemekte, tüm arzularımızın yerine getirilmesi için bize koşulsuz verilir.

Mutlu olmayı istemek arzusu, her şeyin kaynağı olan üst güç tarafından yaratılmıştır ve kesinlikle ona aykırı değildir. Üst güce zıt olan özellik, kendimiz için arzulamak ve kendi mutluluğumuzun NİYETİYLE istemektir. Egoistliğin tanımı kendisi için istemektir, mutluluğun hissi için değil. Arzulamak duygusu, Kabalacıların deyimiyle, bütünleşmek, sabittir; yaratılan tek şey sadece budur. Yaratılanda arzulamak duygusu dışında ve Yaratan’ın dışında başka hiçbir şey yoktur. Yaratılan, Yaratan’ın iradesiyle, O’nun ışığındaki ve O’na yakın olmanın mutluluğunu yüzeye çıkarmayı amaç edinmelidir.

Düzeltmek için yapabileceğimiz tek değişiklik, insana has olan bu “arzulamak” duygusunu hangi niyetle kullanacağımızdır, kendimiz için mi, yoksa Yaratan için mi?

Kendimiz için zevk alabilmek bu dünyanın sınırlarıyla kısıtlıdır.

Genel kapsamda zevk, zaten tatmin edilemez; çünkü zevk arzuyu tatmin ettiği an kendisini etkisizleştirir ve sonuç olarak kaybolur. Hissedilen zevk ve tatmin duygularımız içerisinde kalmaz.

Bu mikro boyuttaki arzu sadece insanın hayatını yaşanabilir kılması için vardır. Sadece doğru niyetle insan sonsuz ve tükenmez bir mutluluk elde edip kendisini doldurabilir. Bu mikro arzu sadece küçük bir mutluluk kıvılcımı alabilir, ama sonsuz ve sınırsız bir mutluluk, sadece Yaratan’a yöneltilmiş bir arzu ile gerçekleşir.

Buradan anlıyoruz ki, Yaratan arzulamak hissini insanın kendisi için değil; Yaratan’a yönelik olması için yaratmış. Bu koşulda biz O’na benzer oluruz. Kendimiz için isteme arzusu olan egoistliğimizi, farklı bir niyetle, Yaratan’ı mutlu etmek niyetiyle yerine getirirsek, tümüyle bu dünyanın üzerindeki güçle aynı olmuş oluruz. Bir hareketi, o hareketin niyeti belirler.

Ancak bu egoist (kendi rızam için) durumdan özgecil (Yaratan’ın rızası için) duruma anında geçmek mümkün değildir. İnsanın düşüncelerindeki, alışkanlıklarındaki ve hayat tarzındaki değişim zaman alır ve aşamalı bir süreç yaşanır. İnsanın zevk duyma arzusu toplum tarafından şekillenir, toplumun yarattığı bir insan olunur, doğal olarak da değişim ancak doğru toplumun içinde mümkündür. Sadece vermeye (özgecil) yönelik bir toplum kendisi için arzulamak noktasından, başkaları için arzulamak noktasına gelebilir.

Peki, bizi Yaratan’ın bu özelliğini edinmeye hangi metot yardımcı olabilir? Bu “özgecillik” özelliğini edinebilmek için insan öncelikle hayatta kalmak için gerekli ihtiyaçlarını düşünüp, fazlasını ise topluma ve halkının ihtiyaçlarına adamalı. Bunu yaptığı doğrultuda insan, üst gücün özelliğine yakın bir özellik edinmiş olur. Bu olağanüstü değişim sadece insana bu gücü verecek bir toplum sayesinde olabilir.

Bu Yasayı Topluma Teşvik Etmenin İki Prensibi

1. Toplumun (ya da insanlığın), bireyi bu yasayı takip etmesi konusunda cesaretlendirmesi,

2. İnsanlık adına özgecil davranışların, insanı Yaratan’la bütünleşmeye hazırlama amaçlı olması.

Sadece o zaman insan kendinde başkalarına bir şeyleri verebilme gücünü bulabilir: Toplumun bireyin davranışlarını desteklemesi yoluyla (toplumun gözünde destek ve örnek olması, yani ilk etapta bir ödül için yapılması). Bu noktadan gelişen insan yavaş yavaş özgecilliği ikinci bir doğası haline getirir, alışkanlık artık yapısının bir parçası olur ve insan alışkanlığından, isteyerek yapar.

Buna ek olarak özgecil davranışlar yukarıdan ışığın düzeltici özelliğinin çekilmesini sağlar. Bu ışık insanın değişmesini ve Yaratan’a yakın özellikler edinmesini sağlar ve bu mekanizma sayesinde insan kendisi yerine, Yaratan için yapmaya başlar.

Bu hazırlık safhası insanın yaratılış amacı için gerekli bir bileşendir. Kendisini başkalarının iyiliği için çalıştırdıkça, zamanla Yaratan’ın yasalarını uygulayabilmek için kendisinde motivasyon bulur ve kendisi için değil, Yaratan için yapmaya başlar. Böylelikle niyetimiz yaratılışın planıyla uyuşmuş olur.

Metodun Bir Parçası, İnsanın Dostuyla Olan İlişkisindeki Sorumluluğu

Üst güçle bütünleşmek iki unsurdan oluşur:


§ İnsanın Yaratan’a karşı olan tutumu

§ İnsanın dostuna olan tutumu

İlk ve en önemli olarak insanın dostuyla olan ilişkisine konsantre olması en verimli koşuldur, bunu yaparak insan kendisinde doğru alışkanlıkları geliştirir ve bu alışkanlıkları Yaratanla olan ilişkisinde kullanır hale gelir.

Düşünce, Diyalog, Hareket

İnsanın içindeki değişim, düşünce, diyalog ve hareket unsurlarını barındırır.

· Hareket niyeti takip eder ve niyet hareketin sonucunda ortaya çıkar. İki çeşit niyet vardır; “insanın kendisi için” ya da “Yaratan için”. Niyetin Yaratan’a yönelik olmadığı bir hareket, Yaratan’a ulaşamaz. O kendisini sadece tek bir koşulda insana açar: insan sadece ve sürekli olarak gerçek anlamıyla vermek niyetine sahip olduğu zaman – yani O’na olan benzerliği oranında insana açılır. Yaratan’ın, yaratılanın her halini eksiksiz anladığından şüphemiz olmamasına rağmen O’nun anlayışı sadece tek taraflıdır. İnsan Yaratan’ı algılamaya başlar, ya da farklı bir deyimle, Yaratan kendisini insana göstermeye başlar; ama sadece benzer oldukları seviyeye kadar. Yaratan’a benzer olabilmenin en etkili yolu tekrar O’nunla bütünleşebilmek niyetiyle, daima başkalarının hizmetinde olmaktır. İnsanlar arasındaki davranışlar insanın bilinci vasıtasıyla yönlendirilir ve insanı belli şekillerde davranmaya kanalize eder. Ancak, bu şekildeki davranışlar insanı düzeltmez. Bilinçli davranışlar insanı Yaratan’a yakınlaştırmaz. Bu nedenden dolayı, insan yaptığı her hareket esnasında tek bir amaç için; Yaratan’la bütünleşebilmek ve O’nun gibi olabilmek adına, O’nu mutlu etmek için kendi menfaatini düşünmeden hareket eder. Böyle bir anlayış ve iyi davranışların bir araya gelmesi, insanı Yaratan’a doğru çeker, insanın davranışları ruh âleminin gerçeklerini yansıtır hale gelir (insan Yaratan’ın fiziksel yansıması haline gelir). O zaman insan üst gücün ışığını daha fazla almaya başlar.

· İnsanın bu noktaya erişebilmek niyetiyle sahip olduğu düşünceler, Yaratan’la olan ilişkisinden daha önemlidir.

· Diyalog demek, düzeltilmek niyetiyle üst güçten değişimi istemektir. Dolayısıyla kendim için yapmaktan, O’nun için yapmaya doğru değişmektir. Bu rica özellikle Kabala çalışırken yapılmalı.

Yaratan’ı Mutlu Etmenin İki Yolu

§ Bilinçli – insanoğlu bir gün Yaratan’la nasıl olsa aynı özgecil özelliklere kaderi vasıtasıyla sahip olacağına inanıp, bu özellikleri edinmek için bugün çaba sarf etmezlik etmemelidir. Yaratan hala gizli ve grup içerisindeki kolektif çaba olmadan Yaratan’a yönelik niyet etme becerisini edinemez. Geçmişte, şu an ve gelecekte Yaratan’la bağ kurmak isteyenler, bunu ilk etapta egoistik arzularıyla yapmak durumundalar, ancak bu safhayı geçip ruhani yasalara uymaya başladıktan sonra insanın niyeti Yaratan’a benzemek amaçlı olur ve o zaman sadece sevgi için her şeyi yapmaya başlar, yani O’nun için.

Bu durum insanın kendi haline zamanla nasıl yaklaştığından ziyade, kalbine ne kadar hakim ve hükümdar olduğuna bağlı. İnsanlar daha önce de kendileri için olan niyetleriyle başaramayıp ve gelecekte de başaramayacağı için, bu bilgeliği edinemeden ölürler. Ancak aynı zamanda ödülleri de çok büyüktür, Yaratan’a ne kadar mutluluk verdiklerini henüz algılayamazlar.

§ Bilinçsiz – yeni başlayan bir insan bile herhangi bir hareketi, herhangi bir niyetle yapmaya teşebbüs etse, hazır olmadığı halde, Yaratan’a mutluluk verir.

Uymak Sorumluluğumuz Olan 613 Ruhi Yasaİ

nsan ruhu 613 parçadan, yani arzudan oluşur. Bu arzuların kendi menfaatinden Yaratan’ın menfaatine olarak niyetlendirilmesi insana Yaratan’la, (bu arzular vasıtasıyla) bütünleşme hissi verir. Yaratan’ın insanın içinde yüzeye çıkardığı şeylerin soru işareti olmadan algılanmasına, Yaratan’ın kendisini göstermesi denir ve her bir safhaya Yaratan’ın isimlerinden birisi verilir. Başka bir deyişle, Yaratan’ın isimleri kişisel algılayışın ve Yaratan’ın evrensel sonsuzluğunun yansımasıdır. Her insan bu safhalardan geçip Yaratan’ın ortaya koyduğu (ismini) bütünlüğünü ve genel yapısını anlamak zorunda.

Gerçek Erdemlik
Geçmişte Kabalacılar kişisel algılayış metodunu gösterdiler. Bu dönemde ise genel bir metot gösteriyoruz. Bunun nedeni tutarlı olduğu ve ruhani konuları fiziksel materyallere büründürmediği için. Bu metot algılayabilmek için en verimli metottur ve gerçek bilgelik denir.

Başarısı sonraki nesillerle, ruhları daha hazır olduğu için, daha da büyüyecek. Başarısı o döneme hitap eden ruhi liderin büyüklüğüne, ya da o nesle, ya da ikisine de endeksli olacak.
alıntı
 
Üst